18 Mayıs 2018 Cuma

Kudüs İçin

Bir gezi yazısı yazmak için geçtim masanın başına; lavantalardan, zambaklardan, güllerden ve gelinciklerden bahsedecektim size. Çiçeklerden, renklerden, gökyüzünden, doğa olaylarından, nimetlere şükürden konuşacaktık. Ama biliyoruz ki yaprak döküyor bir yanımız , diğer yanımız bahar bahçe iken. Çiçekli, şiirli şehirlerden, direnişin şehrine çeviriyoruz kalemimizin rotasını; Kudüs’e...
Gidemediğimiz göremediğimiz her şehir bizde biraz eksik ama Kudüs tam. Kudüs içimizde, yerleşik vaziyette.. Hiç bir depremin, yangının yok edemeyeceği köklere sahip. Şimdi dualarımız bahçelerimizi sulamak için değil Kudüs’ün yangınını söndürmek için akıyor kalplerimizden. 
Zaman Kudüs için işliyor, gözyaşları Kudüs için düşüyor yanaklarımızdan. Yüreklerimizde ki engelleri kaldırıyoruz birer birer çünkü görüyoruz onlar engel tanımıyor. Hamdolsun dönüp içimize bakıyoruz nedir bizi tutan diye. 

Böyle hayal etmemiştim bu gezi yazısını ama artık tüm yazılar  Kudüs için hatta tüm hayallerimiz de. Engellemiyoruz özgürlüğü düşleyen zihnimizi artık.. Tam da şu an da hayalimiz, rüyamız, hülyamız ve de rotamız Kudüs için.. 

21 Mart 2018 Çarşamba

Farkında mıyız?

İnsan ne için yaratıldı sorusuyla  başbaşaydık hep ve kendimize verdiğimiz cevap bize öğretilenden farklı değildi 'Kulluk' için. 
Kulluk neydi nasıl yapılırdı bir eylem miydi bir sorgulamamı yoksa sadece bir kelime mi? Tüm bu soruların cevaplarını henüz tam kavrayamamıştık ki +1 olduğumuz hatırlatılmıştı evet görevimiz kullukta, benden başka milyonlarca kul varken bir de ben neden vardım? Araştırdık düşündük sorduk hep kendimizi sorguladık ama bilmiyorduk ki başka +1 ler vardı. Ama bu +1 ler yalnızca insan olarak değil kromozomal olarak da +1 di. 
Kim bilir niye Yarattı Rabbim bu çocukları diye hep düşündük ve imtihan dedik buna. Hepimiz aynı kanıdayız da sanırım çünkü biz uzaktan onu annelerin cennet anahtarı görüyoruz görüyorduk çünkü onlar muhtaçtı... Annelerine babalarına öğretmenlerine , sürekli öğrenmeye.. ta ki yaptığım iş sebebi ile onlarla tanışana dek. 
Uzun bir süre aynı kanı ile yola devam etmiş olsam da bir anlık yaşattıkları duygu ile anladım ki onların bize değil bizim onlara ihtiyacımız var.
Bir sebeple kimseyle konuşamadığım bir anda çalıştığım işyeri sebebiyle sürekli görüştüğüm bir yavrucağa dertlerimi anlatırken buldum kendimi. Ağladım ve ona sevgiye ihitiyacım var napıcaz diye sarıldım hayatımda yaptığım en güzel şeydi belki de down sendromlu bir çocuk ile dertleşmek. Bana hemen gözlerimi kapamamı söyledi. Bir iki dakika oyalandı ve açabilirsin dedi. Önünde duran Lego parçaları ile bana sürpriz olarak kule yapmıştı. Gözyaşlarımı sildi bak nasıl olmuş diye sordu. Beni mutlu etmek için hemen organize olmuş ve başarmıştı çünkü çok kolaydı bir insanı gülümsetebilmek tabi becerebilene.. O an anladım onlar muhtaç değil bizler onların saf sevgisine muhtacız. Anne ve babaları kendilerini çıkmaz sokakta buldukları zaman kendilerine bir yol ararken onların ışığına muhtaç. 
Ben neden +1 olduğumu hala sorgularım ama onların neden +1 olduğunu anladığımı düşünüyorum.  Rabbimin yarattığı her şey de bir tecellisi vardı ve merhametini tecelli  etmek için elbetteki günaha yaklaşmayacak özel kullar seçecekti.

Onları görmek çok kolay sevmek ise bitmeyen bir bahar.. 

10 Ocak 2018 Çarşamba

Özleriz...

Özlemenin nasıl bir nimet olduğunu düşünüyorum bazen. Özlem kavuşulduğu zaman ortadan kaybolan  bir duygu değildir ki her zaman kavuşulamazda. Çünkü artık ulaşamayacağımız, uzanamayacağımız, dokunamayacağımız hatta hissedemeyeceğimiz yerlerdedirler. Kaybettiğimiz birini, güzel anılarımızı, bir şehri, dostlarımıza olan muhabbetimizi, annemizin yemeklerini, kardeşimizle kavgalarımızı, küçükken sevdiğimiz oyuncağımızı, ilk okumaya geçtiğimiz günki heyecanımızı, ağladığımız zaman başımızı koyduğumuz omuzları, otobüsle yaptığımız uzun yolculukları, heyecan duyduğumuz güzel işleri, sevdiğimiz bir konuşmacının katıldığımız ilk konferansını, okulda yaptığımız ilk sunumu ve ardı sıra ekleyeceğimiz, ekleyebileceğimiz bir sürü şeyi özleyebiliriz. Genelde ilkleri özleriz çünkü ilktir ve tekrar yaşanılamazdır o heyecan.. Özlediğimiz anlara kavuşamayız aynı anıları bir daha yaşayamayız. 
Özlemek güzel bir duygudur çünkü özlüyorsak iyi hissettirmiş demektir. Özlüyorsak birşeyler tamamlanmış bazı vakitlerde demektir. Özlüyorsak heyecanlanmışız, birşeyler paylaşmışız, yaşamışız demektir. Bazı zamanlarda da olsa neden nefes aldığımızı anlamışızdır. 
Özlenmek isteriz ve birinin özlediği anlarda olmuş olmak.. Çünkü özleyen bilir kıymet verilen özlenir. Bunun için çabalarız çoğu zaman. 
Peygamberimizin özlediği hayırlı bir ümmet,
Annemiz/babamız için  evin neşesi olan evlat,
Kardeşimize sahip çıkan bir abla/abi,
Dostumuzun dertlerini dinleyecek bir yoldaş,
Zamana ve mekana sahip çıkabilen bir genç,
Annemizin/babamızın arkasından kapanmayan amel defteri..
İşte bu vasıflara sahip olabilmek için çabalar ulaşamadıkça yine özlem duyarız...

Özleriz çünkü hüzünlenmeyi severiz. Ve yalnızca yaşadıklarımıza değil yaşayamadıklarımıza da özlem duyabilirmişiz.. 

Şimdi bu erken sabah saatinde
Acıtıyor kalbimi özlemle
O sabah vaktin görüntüleri
Babamın güzel, ağır başlı yüzü
Annemin azıcık hüzünlü
Ve hep azıcık telaşlı gölgesi
                        Ataol Behramoğlu

25 Ekim 2017 Çarşamba

Hangimiz muhtacız?

İnsan ne için yaratıldı sorusuyla  başbaşaydık hep ve kendimize verdiğimiz cevap bize öğretilenden farklı değildi 'Kulluk' için. 
Kulluk neydi nasıl yapılırdı bir eylem miydi bir sorgulamamı yoksa sadece bir kelime mi? Tüm bu soruların cevaplarını henüz tam kavrayamamıştık ki +1 olduğumuz hatırlatılmıştı evet görevimiz kullukta, benden başka milyonlarca kul varken bir de ben neden vardım? Araştırdık düşündük sorduk hep kendimizi sorguladık ama bilmiyorduk ki başka +1 ler vardı. Ama bu +1 ler yalnızca insan olarak değil kromozomal olarak da +1 di. 
Kim bilir niye Yarattı Rabbim bu çocukları diye hep düşündük ve imtihan dedik buna. Hepimiz aynı kanıdayız da sanırım çünkü biz uzaktan onu annelerin cennet anahtarı görüyoruz görüyorduk çünkü onlar muhtaçtı... Annelerine babalarına öğretmenlerine , sürekli öğrenmeye.. ta ki yaptığım iş sebebi ile onlarla tanışana dek. 
Uzun bir süre aynı kanı ile yola devam etmiş olsam da bir anlık yaşattıkları duygu ile anladım ki onların bize değil bizim onlara ihtiyacımız var.
Bir sebeple kimseyle konuşamadığım bir anda çalıştığım işyeri sebebiyle sürekli görüştüğüm bir yavrucağa dertlerimi anlatırken buldum kendimi. Ağladım ve ona sevgiye ihitiyacım var napıcaz diye sarıldım hayatımda yaptığım en güzel şeydi belki de down sendromlu bir çocuk ile dertleşmek. Bana hemen gözlerimi kapamamı söyledi. Bir iki dakika oyalandı ve açabilirsin dedi. Önünde duran Lego parçaları ile bana sürpriz olarak kule yapmıştı. Gözyaşlarımı sildi bak nasıl olmuş diye sordu. Beni mutlu etmek için hemen organize olmuş ve başarmıştı çünkü çok kolaydı bir insanı gülümsetebilmek tabi becerebilene.. O an anladım onlar muhtaç değil bizler onların saf sevgisine muhtacız. Anne ve babaları kendilerini çıkmaz sokakta buldukları zaman kendilerine bir yol ararken onların ışığına muhtaç. 
Ben neden +1 olduğumu hala sorgularım ama onların neden +1 olduğunu anladığımı düşünüyorum.  Rabbimin yarattığı her şey de bir tecellisi vardı ve merhametini tecelli  etmek için elbetteki günaha yaklaşmayacak özel kullar seçecekti.

Onları görmek çok kolay sevmek ise bitmeyen bir bahar.. 

1 Eylül 2017 Cuma

bedbin adam'a...



Bir gece yarısı türlü sebeplerle çıkmıştı karşıma 'bedbin adam'. Çıkmıştı derken öyle simaen değil, kelimeler aracılığıyla. Gece gibi karanlıktı sayfası. Uzun uzun üstü kapalı iç dökmüşlükleri vardı satır aralarında. Yıkılmışlıklar vardı, adı konulamamış meseleler, anlam arayışları, tablolarda gizlenmiş gerçekler ve çokça ben vardı. O bunu farkında değildi tabi ama ben kendimi buluyordum yazdıklarında. Bazen içinden ne geldiyse onu yazdığını hissediyor, ortak oluyordum o karmaşıklığına. Tabii o bunları bilmiyordu.

Simsiyah bir arka plan çoğu insanın içini karartabilirdi okurken. Beni ise daha çok kendine çekiyordu. Siyahla beyazın yeri başkaydı çünkü bende. Her insanın hem gecesi hem gündüzü vardı. Ben de bu yüzden, her ikisini de benimsemiş griye vurgundum. Benim kelimelerim de grinin altında toplanıyordu. O zaman bilmiyordum tabii onun da kendini benim satır aralarında bulduğunu. Burada bana ait bir şeyler var dediğini.

Haberimiz olmadan kelimeler arasında ararken birbirimizi hiç ait olmadığımız topraklarda kesişti yollarımız. Ortak dostlar haberdar ettiler bu iki yabancıyı birbirlerinden. Yalnız kalmayın dayanak olun dediler.  Ama iki çekingen nasıl gelecekti ki bir araya. Aynı dolmuşta mutlaka denk geldiğimizi biliyordum da kim olduğunu bir türlü kestiremiyordum. Dolmuşta inen her adamda tanıdık bir şeyler arıyordu gözlerim. Tahmin ediyordum ama emin olamıyordum. Aynı sokaklarda yürüyor, aynı merdivenleri çıkıyor, aynı masalarda farklı zamanlarda yemek yiyorduk. Derken gideceği haberi geldi ülkenin diğer ucuna. Daha yüzünü bilmeden gidecekti. Sesini duymadan... Bir arayış değildi o zaman, ama insan yaşamında giz kalsın istemiyordu. Derken gitmeden, başını öne eğerek  gülümsedi bir adam. Bedbin adam. 

Tanısaydık birbirimizi çok özel şeyler paylaşabilirdik hüznüyle küçük şehirden gitti bedbin adam. Bende de aynı hüznü bırakıp gitti o masal şehrine. Elimizde yine yalnızca kelimeler kalmıştı. Bir de büyük suskunluklar. Sonra o bozdu suskunluğu benim gri sayfamda. "Bu suskunluk; sadece iç kargaşalar, çelişkiler tünelinden çıkamayışımızın bir sonucu mu?" Uzun sohbetlerle bozuldu sonra suskunluk. Ama iç kargaşaları giderek büyüyordu. Bedbin adam tanındıkça daha da gizemli bir hal alıyordu. 

Kelimeler yetmeyince masal şehrinde  buluşmaya karar verdik. Yüz yüzeyken de uzun cümleler kurabilecek miyiz diye merak ediyordum. O kuruyordu, sürekli bir şeyler anlatıyordu. Susmaktan korkuyordu. Bu hali güzeldi. Sonra gördüm ki sessizliği de güzeldi. Derken hava kararıverdi. Ama bu ses ve sessizlik ona da yetmemişti. Biliyordum. Bu sebeple bir daha çağırmıştık ses ve sessizliği. Derken bir daha. Vakit onunla güzeldi değerliydi ve hiç olmadığı kadar hızlı. Yetmiyordu. Sesini ezberleyemiyordum. Yüzünü. Ama sessizliği öyle bendi ki bırakıyordum kendimi kıyılarına. Beni de götür her nereye gidiyorsan ya da gel benimle. 

Sonra bir eylül günü... Bunu bilmen gerektiğini düşündüm; bedbin kıyılarımda seninle birlikte yürümeyi çok isterdim, dedi ya da onun gibi bir şey. Ben şaşkınlıkla kalıverince öyle; sus, dedi bir şey  söyleme, hemen karar verme. Çantasında benden habersiz çiçeklerle geri döndü masal şehrine. O daha varmadan ben kararımı vermiştim halbuki. Hayatımı bu bedbin adamın sırtına yaslamak istiyordum. Onunla sokaklarda koşmak, yüksek yerlere tırmanıp manzaranın keyfine varmak, galata kulesinden bir yer seçip masal şehrinin labirentlerinde o mekanı bulmak, yıldızları seyretmek, antika eşyalar seçmek, duvarlara şiirler yazmak, kulağına en sevdiğim türküleri fısıldamak istiyordum. Bunu ona da söyledim.

Tam bir yıl önce ...

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Hatırla..

Tam dalıyorum
Geçmişi düşünürken buluyorum
Kendimi çıkmazlardan topluyorum
Sonra öyle sert bir darbe alıyorum ki
Yok oluyor tüm acılarım
Yok ediyor Rabbim
Düşünülmesi gerekenleri hatırlatırken
Harekete geçmem gerekirken
Önce bir duruyorum
Sonra unutuyorum tüm benliğimi
Dertlerimi
Kardeşlerimin dertleri dururken
Bizi bekleyen bir dünya varken
Dur diyorum dalma
Sana vaadedilenden sapma
Yapma..
Zamanı ellerinin arasından bırakma
Tut ve
Sana emredileni yap
Sev
Kardeşlerini malından canından ve nefsinden daha çok sev
Ve hisset
Sana hatırlatanı ve unutturanı..

23 Haziran 2017 Cuma

Herşey yolunda mı?

Sakin ol herşey yolunda.
Belki senin istediğin bir yolda olmayabilir ama emin ol olması gerektiği yolda.
Biz sadece bize gösterilen yolları bildiğimiz için yanlış bir yola ya da yanlış demeyelim bilmediğimiz bir yola girdiğimizde panikler ve 'yanlış' yolda  olduğunu düşünürüz.
Halbuki artık özgürüzdür. Bize dayatılan kalıplardan sıyrılmamız için elimize yepyeni bir fırsat geçmiştir. Belki de herşey ilk defa bu kadar yolundadır.
Korkmayın ne yollardan ne de kalplerden.
Bilmediğimiz bir kalbe girdiğimiz zamanki tedirginliğimiz yok artık. Çünkü kalpten, kalbi olandan ve o kalpte yolculuğa çıkmaktan hiç zarar gelmez...
Sakin ol her şey kalbin de...